Basel II’ye Geçişte Aksayan Türkiye

BASELDünya ekonomisinde son 30 yılda yaşanan finansal krizlerin etkisi giderek artmıştır. Özellikle, piyasalarda liberalizasyon ve deregülasyon hareketlerinin hız kazanması piyasaya yeni ve daha karmaşık ürünlerin girmesini sağlamış, iletişim ağının ve ülke ekonomilerinin birbirine entegrasyonunu hızlandırmıştır. Bütün bu gelişmeler ülke ekonomilerinin kendilerini güvence altına alma arzusunu arttırmış böylece risk olgusu yeni bir boyut kazanmıştır.

Riskin yeni bir boyut kazanması, finansal krizlerin artması gibi nedenler, “Bankacılık Düzenleme ve Denetim Uygulamaları Komitesi’nin ” kurulmasına neden olmuştur. Komitenin amacı uluslararası düzeyde ortaya çıkan döviz ve bankacılık krizlerini en asgari düzeye indirmektir. Komite bu amaca yönelik hizmet ederken uygulanması zorunlu kaideler oluşturmamış, Bankacılık Sektörünün karşılaşabileceği risk türlerini tanımlayarak ve riskin yönetimi hakkında daha gerçekçi yaklaşımlar sunarak sektöre ışık tutmayı hedeflemiştir. Bunun için Basel Standartları olarak bilinen ve Uluslararası Ödemeler Bankası tarafından yayımlanan taslaklar kamuoyuna duyurulmuştur.Bu taslaklardan en sonuncusu, Basel II Yeni Sermaye Uzlaşısı, 2004 yılında yayımlanmış, ve bankaların karşılaşabileceği risk türleri kredi, piyasa ve operasyonel risk olarak tanımlanmıştır.

Türkiye de Basel II standartlarına uyum sağlayabilmek amacıyla çalışmalara başlamıştır. Bu amaçla Basel II’nin üç önemli adımı olan; bankaların ayırması gereken asgari sermaye gereksinimi, denetim otoritesinin gözden geçirmesi ve piyasa disiplini konularında BDDK öncülüğünde araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Ancak Basel II standartlarına uyum sağlayabilmek uzun yıllar geriye dönük çalışmaları zorunlu kılmakta bu da Türk Bankacılık Sektörü açısından sorun teşkil etmektedir.

2005 yılı sonu itibariyle Türkiye’de faaliyet gösteren 3 adet kamu mevduat bankası, 17 adet özel mevduat bankası, 13 adet yabancı sermayeli mevduat bankası, 4 adet katılım bankası ve 13 adet kalkınma ve yatırım bankası bulunmaktadır. 2005 yılı içerisinde Türk Bankacılık Sektöründe yer alan bankaların, Basel II’ye ne derece uyum sağladığı BDDK tarafından yapılan bir anketle değerlendirilmiştir. Anket sonuçlarına göre, Türkiye’de faaliyet gösteren bankalardan Basel II standartlarına uyum çalışması içinde olan ileri düzeyde sadece 5 banka mevcutken, 27 banka çalışmalarında henüz başlangıç düzeyindedir. Yine bu bankalardan 15 tanesi Basel çalışmalarını orta düzeyde sürdürürken, 3 banka henüz çalışmalara başlamamıştır. Bu istatistiki bilgiden yola çıkarak, Türk Bankacılık Sektörü’nün Basel II standartlarına uyum sürecinde çok fazla bir ilerleme katedemediğini söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Bu nedenle Türk Bankacılık Sektörünü Basel II’ye geçiş ile birlikte nelerin beklediğini tartışmak gerekmektedir.

Bankaların Basel II’ye geçişle birlikte katlanmak zorunda oldukları maliyetlerde de artış gözlenmektedir. Bankaların yeni bilgi ve donanım alımları, personele gerekli eğitimin verilmesi, bankalarda yeni birimlerin oluşturlması gibi faktörler bankacılık sektörünün maliyetlerini arttıracaktır. Öyle ki Avusturalya’da Basel II’ye geçiş çalışmalarında banka başına 50 ila 100 milyon Avustralya Doları arasında bir maliyetin ortaya çıkması beklenmektedir.

Bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının oluşturulmasında, uluslararası dışsal derecelendirme kuruluşlarının ve denetim otoritesinin yer alması, gelişmekte olan ülke ekonomilerinin bankacılık sektöründe faaliyet gösteren uluslararası bankaların kredi notunun gelişmiş ülke ekonomilerinde aynı alanda faaliyet gösteren bankalara gore daha düşük düzeyde kalmasını beraberinde getirecektir. Uluslararası fon hareketlerinin ülke ekonomilerine plasmanında yatırımcıların karşı karşıya kalacakları düşük not kaygısı gelişmekte olan ülke ekonomilerindeki yatırımlarda artış gözlenmemesin nedeni olabilecektir.

Bankaların ayarlaması gereken sermaye yeterlilik rasyosu, piyasa, kredi ve operasyonel risk türlerinin formulizasyonu ile elde edilmektedir. Bankaların operasyonel risk kavramını tanımladıktan sonra, bu risk türü için de sermaye ayarlamsı yapmak zorunda kalması, piyasaya daha az kaynak aktarma olarak algılanmakta, bankalar güçlü ve şeffaf kalabilmek adına daha az kredi imkanı sunabilmektedir. Diğer taraftan kobilere sağlanan kredi miktarının kobilerin satış ciroları ile ağırlıklandrılması da kobilere aktarılacak kredi miktarında bir düşüşe neden olacaktır.

Yine Türkiye’de operasyonel risk hesaplama kavramına ilişkin geriye dönük veri setinin oluşturulmasında ortaya çıkan zorluklar, grup şirketlerine kullandırılan krediler, dövize ve yüksek faize endeksli finansal araçlardan elde edilen kısa dönemli karlar Basel II’ye geçiş sürecini sekteye uğratmaktadır.

Tüm bu olumsuz etkiler düşünüldüğünde Türk Bankacılık Sektörünün Basel II’ye geçiş aşamasında neden başlangıç ya da orta düzeyde kaldığı sorusuna cevap alınabilir. Ancak Basel II standartları en başta da belirtildiği gibi uyulması zorunlu kaideler değil, bankaların ilerleyen dönemlerde beklenmedik ve etkisi büyük risklere karşı daha şeffaf yönetilemesini sağlayacak bir klavuzdur. Bu nedenle bankalar, başlangıçta katlanmak zorunda oldukarı maliyetleri ilerleyen dönemlerde birer fırsata dönüştürebilecektir. Diğer taraftan Basel II’ye geçişte süreç ne kadar uzun olursa bu sürenin fırsat maliyeti de o derece büyük olacaktır.

Eylül 2006 Active Line

Yazar Hakkında